Skip to Content

DOSTLAR SOFRASI

 
 
Önsöz
 
Çoruh ve Çoruh'u besleyen irirli ufaklı çayların,derelerin vadilerinde toprağa hasret insanlar yaşar yüzyıllardır. Ama gönül bahçeleri öylesine geniştir ki... Satacak toprağı bulunmayanın, satacak sözü çok olur.  İşte Artvin genelinde <ehl-i dillik> geleneğinin bu söz-sohbet harmanında ürüne dönüşmesinden daha doğal ne olabilirki...
 
Genlerimize işlemiş olmalı ki iki binli yıllarda bir cep telefonu mesajıjla başlayan <dörtlük> alışverişi, internet muhabbetleriyle beslenerek kitaba dönüştü.  İddaalımıyız evet ama daha önemlisi samimiyiz ve paylaşıyoruz. Paylaşolamayan güzellikler neye yarar. éŞiir okuyanın hissettikleriyle yaşar."  İşte bu nedenle <hatıralarda değil, satırlarda kalmak için, ağıtlarda değil kağıtlarda kalmak için> düştük yollara...
 
Dostlar sofrası dedik, yoğurduk pişirdik beğeninize sunuyoruz ürünlerimizi. Ne demiş Üstad: <Ak kağıt üstünde tanıyın bizi> Gayrı bundan sonrası size kalmış...
 
Halk edebiyatı kültürümüzde önemli bir misyonu yüklenmiştir. Türkçenin yabancı sözcüklerden arınmasında, halk şiirinin gücü yadsınamayacak ölçüdedir. Biçim ve konu açısından da türkülerin gelişmesinde halk ozanlarımızın emeği çoktur.
 
Bir ulusun gerçek tarihini de halk şiirinde aramalıyız. Dizeler arasına sıkışan o küçük notlar, nice olayı, yaşanmışı, yüzyıllar ötesine taşır.
 
Halk ozanı durmadan söyler. Söylediklerinin kalıcılığı, sanatsal yapısının gücüyle ve etkileyiciliyle doğru orantılıdır. Ya silinir gider, ya da yankılanır gönüllerde. Ama <Bizim Şairler> bu endişeyi de taşımaz. Sanat yapma endişesi. Çünkü, içtenlik ön plandadır. Doğa yol gösterir ona. Güllerle menekşelerle sümbüllerle dosttur O. Onlarla açılır, onlarla kapanır. Kimi bülbüldür gülün dalında, kimi kervandır yayla yolunda.
 
Turna olur katar kaatar. Yol alı ak bulutlara yaslanıp sevdiğinin diyarına doğru. Sıla hasretiyle yanan bağrına serin serin esen yeller <gurbet bülbülü> yapmıştır onu. Yüce dağların ardında sesi yankılanır oturur yüreklere. Yaz-kış farketmez ozan için ... Ama ilkbahar geldiğinde daha bir coşar. Samimi,sıcak, içten söyler diyeceğini: "Nisan gelir salar idik malları Tez yeşeren meralarda yaylardık"
 
Kartal gibi tüneyerek bir kayanın başına, gözü enginlere dalar Hod Ozanının... Hoş engin ovalar yoktur ya orda. Derin vadilerdeki koşuşturmayı, yaşam savaşını, orak seslerini, derelerden kan buz gibi suların şırıltısının kazır yüreğine... Ve gurbet ele düşünce de, hasret pekmeziyle hasıl eder onları, sürer önünüze. Yemeyene aşkolsun...
 
Bizim Şairler - 2012